يُرِيدُونَ لِيُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
“(Onlar)
Allah’ın nurunu (güya) ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah,
kâfirler hoşlanmasa da nurunu (İslâm dînini) tamamlayacak (gayesine
ulaştıracak)tır.” (61/8)
Onlar
ağızlarıyla Allahın nurunu söndürmek istiyorlar:
Saff
Suresi 8. Ayet Hicri III. yılda yapılan Uhud Savaşı’ndan sonra nazil olmuştur.
Bu
ayette geçen Nur kelimesi tefsirlerde; ilim, kitap, peygamber, iman ve İslam
anlamlarında yorumlanmıştır.
Ve yine
tefsirlerde Allah’ın nurunu söndürmek istemekten kastın şu iki anlam olduğu
belirtilmektedir:
a)
Kâfirler, müşrikler zalimlerdir ve o zalimler Kur’an’ya büyü; Allah’ın
ayetlerine sihir diye iftira atıyorlardı. (1)
Allah-u
Teâlâ, zalimlerin bu iftiralarını işaretle “Allah’ın nurunu söndürmek
istiyorlar” buyurmaktadır.
b)
Müslümanlar Uhud Savaşı’nda büyük kayıplar vermişlerdi. Bütün Araplar, İslâm’ı
yok etmek için azimli ve kararlı bir şekilde çeşitli faaliyetler içerisinde
idiler. Öte taraftan Medine’nin etrafındaki düşman kabileler bu yenilgiden
dolayı oldukça cesaretlenmişlerdi. O dönemde İslâm’ın geleceğinin ne olacağını
Allah’an başka kimse bilemezdi. Şartlar her yönüyle Müslümanların aleyhine
gözüküyordu. Müslümanlar, azınlıkta, korku ve endişe içinde idiler. (2)
Allah-u
Teâlâ, kâfir ve müşriklerin tüm bu saldırı ve faaliyetlerine işaretle “Allah’ın
nurunu söndürmek istiyorlar” buyurmaktadır.
Allah-u
Teâlâ Hazretleri, bu ayet-i kerime ile Kur’an’ya iftira atan ya da İslam’ya,
Peygambere ve Müslümanlara saldıran zalimleri güneşe ağızlarıyla püf diyen,
üfleme ve püflemeleriyle güneşi söndürmek isteyen basit kimselere benzeterek,
zalimleri ve dini yok etmek için kurdukları çeşitli oyun ve tuzakları, yalan ve
iftiraları hafife (3) almaktadır. Çünkü Allah’ın gücü karşısında, tüm güçler
cılız ve güçsüzdür.
Kâfirler
istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır:
Allah’ın
sözü bütünüyle doğrudur. Allah’ın takdiri bu dini hâkim kılmayı dilemiştir.
Öyle ise bunun gerçekleşmesi zorunludur, kesindir. (4) Allah bu ayet ile tüm
durum ve şartlarda, İslâm nurunun sönmeyeceğini, İslâm’ı yok etmeye
çalışanların böyle bir şeyi gerçekleştirmeye asla güçlerinin yetmeyeceğini,
peygamberini galip getirmek suretiyle, dinini de kuvvetli delillerle bütün
dinlere üstün kılacağını, bu hak dinin yeryüzüne yayılıp hâkim olacağını ve
daha da ışıldayarak (5) tüm dünyaya yayılacağını müjdelemekte ve Müslümanlara
inandıkları dinin gelecekteki durumu hakkında bilgi ve moral (6) vermektedir.
Bu hitap kıyamete kadar bütün Müslüman nesillere yöneliktir.
Burada
dini üstün kılmak; dünyada bu dini kabul etmeyen kimse kalmayacak anlamında
değil bilakis bu dinin mensuplarının kıyamete kadar delil, dil ve kalemle diğer
din mensuplarına üstün ve galip olmaları demektir (7).
Bu
ayetler, yenilgi ve üzüntü içindeki sahabenin kalplerini huzura kavuşturmakta,
dinlerine daha sıkı sarılmaya teşvik etmekte ve onlar için itici bir güç
niteliği taşımaktaydı. Artık huzur içinde Allah’ın üstün kılacağı bu dinin
yücelmesi için araç (8) olmaktaydılar.
Sonuç
(Çıkarılması Gereken Dersler):
Küfür ve
İslam arasındaki mücadele o günden bugüne bir an dahi sona ermemiştir. Çünkü
Allah seçtiği dini; yaşanılmayan sadece öğrenilen teorik bir din şeklinde ya da
geçmişin tozlu sayfaları arasında kalan bir din şeklinde göndermemiştir.
Seçtiği dini; bizzat inananlarınca yaşatılan hem gönüllerde hem de gerçek
dünyanın tarih sahnesinde yerini alan egemen bir İslam Toplumu şeklinde ortaya
çıkarmıştır.
Bunu
hazmedemeyen, çekemeyen kâfir ve müşrikler geçmişte olduğu gibi günümüzde de
hatta gelecekte de olacaktır. Bu zalimler; Allah’ın nurunu söndürebilmek için
Müslümanlara nesiller boyunca soyutlamalar, hileler, cezalandırmalar,
işkenceler, ağır zulümler ile her an aralıksız ve amansız saldırılar
yapmışlardır.
İslam’a,
Müslümanlara ve İslami çalışmalara karşı yapılan bu saldırılar; kimi zaman
kılıçla, topla, tüfekle kimi zaman ise İslam Toplumu’nun öz bünyesinden
çıkartılmış, din sancağı bir kenara itilerek kendisi bayraklaştırılan sahte
kahramanlar (9) aracılığıyla yapılmıştır. Zalimler; ellerini güçlendiren bu
sahte kahramanları kullanarak her dönemde Müslümanlara son darbeyi vurmayı
alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlıklarına günümüz sahte
kahramanlarını kullanarak devam etmek istemektedirler.
Ancak
mü’minler; Allah’ın bu dini hâkim kılacağına dair kesin sözüne iman ederek,
Allah’ın zaten tamamlanacak olan Nur’u için araç olmayı gönül huzuruyla
kabullenirler, nabızları attığı sürece, kopmayacak şekilde birbirine
kenetlenmiş çelik bir zincir gibi, muhabbet ve şevkle safta yerlerini alırlar,
üzerlerine serpilmiş ölü toprağından silkinip, sahte kahramanlardan kurtulup,
Allah’a ve Peygamberine, peygamberin hakiki varisi günümüzde yaşayan âlimlere
uyarak, en karlı ticaret olan Allah yolunda, mallarıyla ve canlarıyla savaşır,
çalışır, çabalar, yazar, okur, cehd ederlerse; zalimler saldırı, hile, tuzak,
sayı ve teknolojik güç olarak ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, zalimlerin
İslam’ın yükselişini durdurma hayalleri, insanların üfleyerek güneş ışığını
söndürme çabaları kadar basit kalacak ve mümkün olmayacaktır.
Bu ve
diğer İslami gerçeklerin farkına ve bilincine varıp,
uygulamaya
geçen “Elit İnsanlar”dan olmak ister misin?
O
zaman Kur’an’ı oku, anla ve yaşa..
*************
1) Fahruddin
er-Razi, Tefsîr-i kebîr, 29/314
2) Mevdudi-Tefhimu’l-Kur’an,
İnsan Yayınları: 6/257
3) Seyyid
Kutub, Fi Zilali’l-Kur’an
4) Prof.
Muhammed Ali es-Sabuni, Saffetü’t-Tefasir
5) Muhammed
Esed, Tefsîru’l-Mesaj
6) Şamil İslam
Ansiklopedisi, Saff Suresi
7) Beyzavi
Haşiyesi: 3/490; Muhammed Ali es-Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, Ensar Neşriyat:
6/422
8) Seyyid Kutub,
Fi Zilali’l-Kur’an
9) Seyyid Kutub,
Fi Zilali’l-Kur’an
Süleyman
ÇAKMAK